Cuma, 3 Temmuz 2020
Ana Sayfa / Arsiv / YENİDEN PAYLAŞIMIN YENİ AŞAMASI VE YENİ OLİGARŞİK BLOK (II)

YENİDEN PAYLAŞIMIN YENİ AŞAMASI VE YENİ OLİGARŞİK BLOK (II)

(… )

Birinci ve İkinci Neo Liberal Dalgalar ve Post Neo Liberalizm

Türkiye’nin yeni oligarşik blok ihtiyacı aslında birinci neo liberal saldırının kendi sınırlarına kadar ilerleyememesinin bir sonucudur. Birinci küresel neo liberal saldırı 70’lerin başlarında başladı. Latin Amerika’yı ezdikten sonra 70’lerin ortalarında Avrupa’da esti ve 24 Ocak-12 Eylül 1980 uygulamasıyla ülkemizde Özalomics olarak arzı endam etti. Özal, Türk ekonomisinin ödeme sorununu dış müteahhitlik hizmetlerindeki yeni finans kapital gruplarını ve kodaman kent bezirgânlığını oligarşik yapının merkezine getirmeye çalışarak aşmaya çalıştı. Bir zamanlar onlar adına iktidar değiştirecek güçte ilanlar yayınladığı TÜSİAD’ı “İstanbul dükalığı” olarak suçladı.

Birinci küresel neo liberal saldırı her ne kadar SSCB’nin dağılmasının yarattığı ekonomik ve siyasal gündem kaymalarıyla kesilmiş görünse de esas olarak sadece emekçi sınıfların yükselen eylemleri ve küçük ve orta ölçekli sermaye kesimlerinin büyüyen hoşnutsuzluğuyla değil aynı zamanda büyük çapta borç krizi içinde olan periferi ülkelerindeki geleneksel sermaye sınıflarının yeni birikim modeline uyumda gösterdikleri dirençle de karşılaşması yüzünden giderek söndürüldü. Küresel sermaye bu dalganın o ana kadar yarattığı sonuçları devşirmeye yöneldi.

Bu direnç önemliydi, çünkü periferi sermayesinin yapısal sorunlarının büyüklüğünü gösteriyordu. Türkiye uygulamasında önce Özal’ın Cunta sırasında ekonomi bakanlığından alınıp yerine Kafaoğlu’nun getirilmesiyle, sonra ANAP’ın yerine SHP+DYP (bildiğiniz CHP+AP ya da bildiğiniz geleneksel oligarşik blok) iktidarının gelmesiyle kendini gösterdi.

Birinci neo liberal dalganın küresel çapta yumuşatılmasında Amerikan pragmatizmin yaşayan efsanesi olarak öne çıkan isim daha sonra Bush’tan Obama’ya geçişin protokolünü de hazırlayan Baker oldu.

Özetle birinci neo liberal saldırı uluslararası sermayenin yeniden birikim modeline göre başta periferi ülkeleri olmak üzere küresel pazarı yeniden yapılandırmaya girişmişti ve belli bir başarı da kaydetmişti ancak bu sistemi kalıcılaştıracak tarzda bu ülkelerde yeni iktidar ve sınıf yapılandırmalarına işi vardıramamıştı.

Sovyetik sistemin yol açtığı boşluk bu yeni sermaye ve sınıf yapılandırmasını yeniden paylaşımın keskin rekabetinin getirdiği sorunlarla birlikte çözmeyi gerektirdi. Çarşı karıştı! Birinci neo liberal saldırının merkez coğrafyası Latin Amerika ise ikinci neo liberal saldırının merkez coğrafyası Ortadoğu oldu. Amerika bu saldırının düdüğünü BOP’la çaldı. Küresel pazarı kendi askeri varlığının altında ve kendi sermaye merkezileşmesine göre tasarlanmış yerel sermaye ve sınıf yapılarıyla çözmeye yöneldi. Rakipleri ve halklar direndi. Bu saldırı da tıkandı. Bu arada birinci neo liberal saldırının tamamlanamamış süreçleri Latin Amerika’da toplumsal muhalefet hareketlerine ve alternatif iktidar modellerine yol açtı. Emperyalizmin dünyanın bu iki devrim kaynağı karşısındaki kaderi bu idi; Latin Amerika’ya yöneldiğinde Ortadoğu devrimselliği, Ortadoğu’ya yöneldiğinde Latin devrimselliği yükseliyordu. İran devriminin Nikaragua devrimine yol vermesinden beri bir türlü “iki savaş” konseptini hayata geçirecek kadar mali ve askeri güce sahip olamayan emperyalizm bu kez bir kez daha her saldırı döneminden sonra Baker’la yaptığını yapmaya; verili sermaye ve sınıf şekillenmelerini merkez pazara ve siyasete eklemlemeye yöneldi. Buna şimdi post neo liberalizm deniliyor.

Hikâyenin Türkiye Versiyonu

Türkiye’de ikinci neo liberal saldırı bu kez geleneksel oligarşik blok yapısındaki değişimi de gündemine alan ve TC’yi ılımlı islam ve devletçi Kürt’le yeniden yapılandırmayı öngören bir programa uygun olarak AKP-RTE’nin Oval Ofis’te görevlendirilmesiyle başladı. Bu iktidar manivelasıyla özellikle “tezkere” krizi sonrasında hızla geleneksel oligarşik bloku dağıtmaya yöneldi. 12 Eylül Referandum darbesiyle AKP-RTE’nin iktidar mutlaklığına giden yolu açıldı. Geleneksel blokun devlet sınıfları erki YÖK (ilmiye), HSYK (kalemiye-mülkiye), Ergenekon (seyfiye) operasyonlarıyla dağıtıldı.

AKP-RTE’nin mutlak iktidar momenti aslında hem emperyalizmin hem yeni Türk burjuvazisinin tarihin yıkıcı eleştirisine uğramalarının başlangıcı oluyordu, çünkü uluslararası emperyalizm çağında kapitalizmin hem de görece geri alanlarında mevzilenmiş bir “dolaşım sermayesi”nin pazar ve siyaset üzerinde hegemonya kurmasının imkânsızlığı tarihseldir.

DC birikimi, AKP-RTE iktidarını bir ara sınıf iktidarı olarak tanımladı. Daha Kasım 2002 seçimlerinde iktidar olmasından birkaç gün sonra kendisi ve geleceği üzerine yapılan değerlendirmeler şöyleydi:

AKP, bugüne kadar Türkiye’nin geleneksel finans kapitalizmine yedeklenmiş Anadolu tefeci-bezirganlığının, neo liberal konjonktürün bölgesel saldırganlığına uygun sınıfsal karakteri itibariyle uluslararası emperyalizm tarafından öne çıkartılarak yeniden şekillendirilmiş haliyle, yeni Türk burjuvazisinin temsilcisidir.

Bu tür bir sınıfsal yapının siyasal egemenliği ya “kendisini iyice merkeze çekerek, eski AP’de somutlanan finans-kapital+tefeci-bezirgan ittifakının reorganize zeminine dönüşmesiyle” mümkün olabilirdi ya da “modern batı toplumlarıyla geleneksel doğu toplumlarının emperyalist-kapitalist zeminde entegrasyonuna bir model oluşturmasıyla” mümkün olabilirdi. Oysa “AKP’nin emperyalist batıyla, doğulu bir kapitalizmin entegrasyonunda barışçıl bir model oluşturmasının tarihsel ve yapısal olabilirliği yoktur. Bu yokluk AKP deneyinin Türkiye finans-kapitalizmi açısından kalıcılığının ideolojik faktörünü de devre dışı bırakmaktadır.” Ve “Görünür ekonomik ve politik süreçler kısa sürede AKP’yi, kendisini iktidara taşıyan güncel ve tarihsel düzeylerin dışına düşürecektir.” (Haziran dergi, Mart 2003)

Gerçekten de burjuvazisiyle, proletaryasıyla, toplumsal muhalefetiyle düşük bir siyasal profil gösteren Türkiye’de bile AKP-RTE’nin siyasal ömrü bir başka ara sınıf iktidarı olarak III. Napolyon’un, Fransa gibi sınıf mücadelesinin en keskin şekilleriyle sürdüğü bir ülkedeki ömründen daha uzun olamayacak gibi görünmektedir.

Bir ara sınıf iktidarı olmasına karşın Bonapartist iktidar, hem feodaliteden kapitalizme geçişin doğal bir evresine tekabül etmesinden hem de verili güncellikteki bu tekabüliyetin sınıf mücadeleleri gereği ülkenin tarihsel geleceğine bir açılım ihtimali taşımasından dolayı siyasal olarak kendi başına bir kategori oluşturmuştur.

Oysa kadim sermaye ve ideolojik yapılanması itibariyle ülke modern kapitalizminin gelişim yönü açısından hiçbir tarihsel gereklilik taşımamasına ve hatta bu gelişimi engelleyici karakterine karşın AKP-RTE’de temsil olan yeni Türk burjuvazisi emperyalizmin konjonktürel ihtiyaçlarının ortaya çıkardığı bir iktidar yapılanmasıdır.

İkisi de ara sınıf iktidarı olmasına karşın birinin modern finans kapitalizme diğerinin kadim bezirganlığın güncel türevi olarak ticaret ve rant sermayesine dönük yüzleri iki ülkenin sınıf mücadelelerindeki zıt karakterlerinin zamansal süreçlerde yaratacağı farklılaşmayı sıfır noktasında buluşturabilecek kertede bir tarihsel tahammül daralmasına yol açmış olabilir.

Bu nedenle DC, AKP-RTE iktidarını bütün siyasal çözümlemelerden çok önce bir ara sınıf iktidarı olarak tanımlayarak, böyle bir sınıf iktidarının davranış normlarını Marx’ın ünlü Brumaire’inden feyz alarak çözümlemesine karşın hiçbir zaman AKP-RTE iktidarına Bonapartist bir iktidar demedi. Bonapartizm modern küçük burjuvazinin oluşturduğu bir ara sınıf iktidarıydı; AKP kadim tefeci bezirgânlığın oluşturduğu bir iktidar modelidir ve Türkiye kapitalizminin iç dinamiklerinin değil emperyalist konjonktürün bir iktidar modeli kılınmak istendi. Olmadı. AKP-RTE iktidarıyla siyasal tarihte kategorik bir alan yaratılamadı. Şimdi kadim ve modern pazar ve siyaset ilişkilerini birbirine eklemlemenin organik dinamiklerini taşımadığı için bu ara sınıf iktidarının tasfiye süreci yaşanıyor.

Emperyalist yeniden sömürgeciliğin bir iktidar modeli denemesi olarak Türkiye’de geleneksel oligarşik blokun dağıtılmasının ertesinde şimdi AKP-RTE iktidarının da dağıtılmasıyla egemen rejimde bir siyasal merkez boşluğu, bir egemenlik yapılanması krizi doğmuş bulunuyor. AKP-RTE iktidarının dağıttığı geleneksel oligarşik blokun yerine henüz bir yenisi geçirilebilmiş değildir.

İçinde bulunduğumuz sürecin burjuva siyaseti açısından temel karakteri budur.

Post neo liberalizmin özellikleri itibariyle de, önümüzdeki dönem, ikinci neo liberal saldırıyla yapı bozumu gerçekleştirilen geleneksel devleti, kapitalizmin geri ve yetersiz gelişimi itibariyle siyasal yapıda yer verilen kadim sermaye ögelerini şimdi yeniden finans kapitalizmin mutlak iktidarına göre hizaya sokarak yeniden bir blok oluşturma gereği üzerinden gözlenmelidir. Yani modern finans kapitalin merkezinde olduğu ve devlet sınıflarının finans kapitalizmin iktidarına ideolojik ve siyasal olarak tabi oldukları ve bu bağlamda kodaman bezirgânlığın oligarşik blok içerisinde Türkiye finans kapitaline pazar ve siyaset itibariyle sadakati üzerinden devlet sınıflarının ideolojik ve tarihsel düşmanlığından korunduğu bir blok… Türkiye geleneksel finans kapitalinin iktidarını sürdürmek için kendi ittifak güçleri arasında denge kurmak zorunda olmadığı, emperyalizmle ilişkilerin belirleyici olduğu bir yeni oligarşik blok… Blok ögeleri arasında denge ve çıkar ortaklaşmaları değil, finans kapitalin emperyalizmle işbirliğinin belirleyiciliğinde yeni bir birikim ve yönetim dengesi…

Bu esasa taktik evre özellikleri itibariyle eklenebileceği haliyle; elbette, keza post neo liberalist evrenin gereği olarak ikinci neo liberal saldırının ortaya çıkardığı toplumsal gerilim alanlarını; Türkiye örneğinde, sünni islamcı ideolojik ve siyasal hegemonyaya karşı kentli, modernist sınıfların küçük ve orta burjuvaziden proletaryaya, Kürtlere, Alevilere, kadınlara kadar bütün toplumsal muhalefeti içine çekip absorbe edebilecek kertede kısmi sosyal ve siyasal iyileşmeler kapsamında oluşturulacak bir blok ya da bunların üstesinden gelinemediği takdirde hepsinin üzerini örtebilecek bir ulusal ideolojik ve siyasal atmosferde bir savaş yapılanması… emperyalist yayılmacılığa vekalet edecek bir finans kapitalizm diktatörlüğü…

Türkiye Melez Kapitalizminin Eklemlenme Sorununun Yeni Evrede Halli

İkinci neo liberal saldırıyla devlet sınıflarının bezirgân sermaye üzerindeki kontrolünün kaldırılması post neo liberal dönem oligarşik blokunda modern ve kadim sermayeler arasındaki dengenin nasıl kurulabileceğine dair siyasal sorunu karşımıza bir eklemlenme sorunsalı olarak çıkarmaktadır.

Tarihsel olarak, burjuvazi ya kendinden önceki üretim ilişkilerini tasfiye ederek iktidar olur ya da onları tasfiyeye gücü yetmiyorsa Marx’ın dediği gibi kendisine bağımlı olarak onları çözülme sürecinde ilerletir, bu yönde denetimi altına alır. Bu nedenle yeni Türk burjuvazisi de kadim köklerinin gelişkinliğinde bulduğu hayatiyetini sürekli bir tasfiye sürecinin baltalamalarıyla giderek kaybetmeye mahkûmdur. Yani kapitalizmden önce gelen ve kapitalizmin ilerleyen evrelerinde o ya da bu yolla yok olmaya mahkûm bu sınıfın siyasal egemenliği geçiciydi. Ölmekte olan bir ara sınıftı.

Bir eklemlenme modeli olarak kadim ticaret sermayesiyle modern üretim sermayesinin bağlantısının en gelişkin evrimi bezirgân sermayenin modern üretim süreçlerine; modern sermayenin dolaşım sektörüne eklemlenebilmesinden daha ileri olamaz. Bu eklemlenme ne kadar büyük alan oluşturursa karın sabit sermayeye dönüşen kısmında küçülmeye yol açar, çünkü bezirgân sermaye üretime ya da sabit sermaye yatırımına dönük bir karakter taşımaz. O modern sermayenin para-mal-para döngüsü yerine mal-para-mal döngüsü içinde üretim alanında dolaşan sermayenin küçülmesine, böylece de hem kapitalist karın, hem sabit sermaye yatırımının küçülmesine yol açar ve örneğin Türkiye’de on yıllık döngüler halinde finans kapitalizmin mali krizlere girmesine neden olur.

Türkiye kapitalizminin gelişme dinamikleri özellikle Anadolu topraklarındaki 7 bin yıllık birikimiyle kapitalizm öncesi üretim biçimlerine ilişkin doğru bir kavrayış temeline oturtulamadığı için sol sosyalist akademiker ve siyasetçiler açısından ne devlet gerçeği ne de ona karşı mücadele yolları konusunda bir başarı elde edilemedi. Keza toplum davranışı açısından da ülke insanının klasik standartlar ötesi davranış eğilimleri, içerdiği üretici güçler gerçeği ve üretim tarzı özgünlükleri kavranmamış yuvarlak bir “toplumsal formasyon” kavramının arkasına sığınılarak açıklanmaya çalışıldı. Bu yüzden 80’lere kadar “feodalizmin varlığı” üzerinden DHD’cilik, 80’lerden sonra “kapitalizmin mutlaklığı” üzerinden sosyalizmci abartılı çözümlemeler siyasal bakışlara egemen oldu. Derken yok sayılan kapitalizm öncesinin tüccar ve rant sermayesi ansızın 13 yıllık iktidarıyla karşımıza dikilerek kendi toprağımıza “marksist bakış”ın cehalet düzeyini gözümüze sokuverdi.

Ülke bağlamı içinde konu şöyle aktarılabilir: 24 Ocak-12 Eylül müdahalesine, yani birinci neo liberal saldırının Türkiye uygulamasına kadar geleneksel blok: devlet sınıfları + modern finans kapital tarafından oluşturulurken ticaret sermayesi/kadim bezirgân sermaye bu bloka destek güç olarak siyasal yapıda istihdam edilir olmuştur.

  1. neo liberal saldırıyla emperyalist yayılmacılık I. saldırıda iktisadi yapılanmasını ithal ikamecilikten ihracatçılığa dönüşmeye zorladığı geleneksel bloku bu kez siyaseten tasfiyeye ve yeniden yapılanmaya zorladı. Geleneksel blokun yapı bozumu itibariyle devlet sınıflarının siyasal ağırlığının denetim altına alınmasıyla ortaya çıkan boşlukta iki zıt sermaye sınıfı arasındaki dengeyi sağlayacak baskı emperyalizmin bölgeyi fiili işgale uğrattığı yeniden sömürgecilikle ikame edildi. Daha doğrusu tasarlanan bu idi.

Ancak yukarıda da söylediğimiz gibi bu tasarım yerel ve dış müdahaleler sonucunda savuşturulup emperyalist zor kendi varlığını ancak vekâlet savaşları üzerinden sürdürebilir bir hale dönünce bu sınıflar arasındaki zoraki eklemlenme dağılmakla kalmamış yerine ticaret burjuvazisi kendi tüketici tarihsel kaderine karşı kendini var edecek şekilde kendine özerk alanlar yaratmaya yönelmiş, emperyalizmin saha politikasında sürtünmeler yaratmaya başlamıştır. Böylece emperyalizmin ikinci neo liberal saldırıyla bölgesel pazar ve siyaset egemenliğini kurumlaştırmak için öngördüğü yeni siyasal yapılanma ve haliyle bölgesel emperyalist rutin tökezlemeye başlamıştır.

Ve şimdilerde uluslararası emperyalizm, gündemleştirmekte olduğu yeni post neo liberal birikim modeline göre yeni siyasal egemenlikler yaratmak peşindedir. Türkiyeli yeni oligarşik blok neo liberal dönemin pazar ve siyasal sorunlarını çözmek üzere çatılacaktır. Bu ekonomi politik analizin eklemlenme konusuna iz düşümü şöyle olmaktadır: Zıt karakterli iki sermaye yapısının bir arada bulunabilmesinin koşulu ve özellikle bezirgân sermayenin finans kapitalin önünde bir pazar ve siyaset alanı tutmasının biricik engeli ekonomi dışı bir zor ögesinin baskıcı varlığıdır. Türkiye ve geri Ortadoğu ülkelerinde modern kapitalizmin kemalizm ya da Baas türü devlet sınıfları/ordu politiği üzerinden ortaya çıkması ve gelişmesi bu nedenledir. Finans kapital sosyo ekonomik daralmaya uğramadığı sürece yürürlükte olan sömürge demokrasisinin bu daralma oluşmaya başlayınca kdv, işletme vergisi gibi uygulamalarla ekonomide devlet varlığını büyüterek bezirgân sermayenin kar alanlarına el koymaya yönelik devlet hamlesinin biçim ve hukuk değişikliklerine çok gerek görmeden kolayca sömürge faşizmine dönüşüvermesi oligarşik blokun bu özgünlüğü itibariyledir.

Farklı sermaye yapıları arasındaki eklemlenme diğerlerinin egemen ekonomiye göre eklemlenmesi şeklinde tezahür eder. Ve bir eklemlenme tarzının ortaya çıktığı toplumsal formasyonda devlet bu üstünlük ve belirleyen ilişkisine göre şekillenir. Yani islamcı yeni Türk burjuvazisinin tüccar ve rant sermayesinin finans kapitale üstün gelmesinin ve devleti bu egemenliğe göre biçimlendirmesinin tarihsel koşulları yoktu, yoktur. Bu nedenle konjonktürel tesadüflerle kurduğu iktidarının ömrü tükenince tarihsel belirlenimine uygun olarak finans kapitalizmin çözücü ilişkilerine tabi olmak ve bu ilişkinin devlet biçimi altında kendi yok oluşunu yaşamaya mahkûm olmak zorundadır. Yeni oligarşik blok bu kurulum olacaktır.

BKP-YOB: “Stratejik Ortaklık”

Yeni oligarşik blok, BKP’nin bir ihtiyacıdır. Emperyalizmle geri ülkeler arasındaki çeşitli biçimler altındaki bağımlılık ilişkisi hep bu tür siyasal özellikler taşımıştır. Örneğin yarı sömürge Osmanlı’da İngiliz finans kapitali itilafçı komprodor burjuvaziyle sarayın bünyesinde gelişirken Alman finans kapitali yeniden paylaşımda sarayın iktidarını kısıtlayan devrimci hamleleriyle ittihatçı komprodorluğun arkasında olmuştur. Bu iktidarın yarattığı birikim genç Anadolu burjuvazisine sermaye olmuş, ulusal kurtuluş savaşını gerçekleştirirken geleneksel devletçilik millici kapitalizme fidelik yapmış, böylece yeni sömürge Türkiye’nin oligarşik bloku devlet sınıfları ve finans kapital olarak oluşmuştur. Ardından Marshall yardımlarıyla finans kapitalin devlet vesayetinden çıkma süreci Özal zamanındaki birinci neo liberal saldırıyla yeni finans kapital gruplarının ve kodaman kent bezirganlığının oligarşik bloka dâhil edilmesini zorlamış ve gene ardından ikinci neo liberal saldırıyla geleneksel blokun tümüyle yapı bozumu ve yeni türk burjuvazisinin diktatörlüğü gerçekleştirilmiştir. Şimdi de anlatageldiğimiz gelişmeler itibariyle yeni oligarşik blokun çatılması bir gereklilik olmuş durumdadır, çünkü yeni paylaşımın yeni evresi olarak adlandırabileceğimiz BKP dönemi TC’ye çok stratejik görevler yüklemekte ve bu beklentilerine karşılık olabilecek bir siyasal yapılanmayı gerektirmektedir.

BKP’nin TC’den birinci ve en stratejik beklentisi Ortadoğu’ya vermeyi tasarladığı yeni şekillenmede kullanabileceği bir enstrüman olmasıdır. Bilindiği gibi ABD emperyalizmi ilk aşamada Irak ve Suriye devletlerinin bugünkü şekillenişlerini parçalayarak yerine Kürt, Şii ve Sünni temelli üç siyasal entite çıkarmak istemektedir. Kürt ve Şii entitelerin nasıl bir gelişim göstereceği bugün itibariyle az çok belirgindir. Ancak Sünni entite açısından emperyalizm geride kalan on yılın deneyimi itibariyle derin kuşkular taşımaktadır. Sünni aşiretlerin eski siyasal yapıda Saddam’ın oluşturduğu bir hiyerarşiyle emperyalizmin denetimi altına alınması Irak işgaliyle ortadan kalktı. Ve Amerika o tarihten bu yana Ortadoğu7da kendine güvenilir bir sünni ittifak ve siyasal aktör çıkaramadı. En son noktada AKP-RTE iktidarı da bu konuda Amerikan emperyalizmin bölgeye yönelimleri üzerinde zorluklar çıkarmaya çalışınca Amerika bu konuda iyice boşluğa düştü. Irak siyasal süreci giderek Şiiler üzerinden yürütülür hale gelince emperyalizmin Irak seferi İran’ın işine yarar bir hale geldi. Ve en sonunda emperyalizmin Suriye’de gerici çeteleri örgütlemesi bunu IŞİD düzenlemesine vardırması bölgede yeniden İran’ın ileri hamleler yapmasına yol açtı. Sünni gericiliğe karşı uluslararası alanda ortaya çıkan tepkiyi değerlendiren Hizbullah Lübnan sınırları dışında doğrudan askeri faaliyetini açıklarken İran ordusu aynı amaçla doğrudan Irak ordusunun bir parçası haline geldi.

Sünni siyasal ittifaklar zeminindeki sorunlar önce hem Amerika’nın Asya-Pasifik alanına çekilmesine yol açtı hem de sonra özellikle IŞİD sonrasında sünni aşiretleri Şii aşiretler gibi yönetebilecek bir otorite arayışına sevk etti. (bkz; J. Ditz, Antiwar, 7 nisan 2015) Bu nedenle Stratfor analizlerine göre Amerika bölgede sünni bir siyasal varlığın uluslararası modern topluma entegre edilebilir bir halde ortaya çıkarılması görevini TC’ye vermek istemektedir. Sünni ama ideolojik gericilikten uzak bu siyasal varlığı Mısır’la aralarında kurulacak bir eksen bağlamı içinde Suriye ve Irak alanında Türkiye’ye kurdurmak niyetindedir. AKP-RTE’nin her fırsatta Kürt kuşağının üzerinden musul ve Suriye’ye yönelik hamleyi gündemleştirmesi zaten bu proje gereğidir ama dengesiz ve güvenilmez bir ittifak unsuru olarak RTE’nin böyle bir operasyonun kurmaylığından alındığını en son olarak Amerika’nın Kürt özgürlükçülüğünün Tel Abyad hamlesine eskortluk yapması göstermiştir. Ancak yeni oligarşik blok bu görevi yerine getirecektir. RTE’nin böyle bir işlevi Kürt siyasal varlığını ortadan kaldırmayı içeren bir sömürgeci anlayışla yerine getirmesine karşın yeni oligarşik blokun bölgesel hamlesi bu siyasal varlıkla belirli düzeylerde uzlaşmayı içeren bir temelde şekillendirileceğini şimdiden söylemek mümkün gibidir.

Ve keza yeni oligarşik bloktan beklenen diğer görevler azerbeycan’la ilişkisi üzerinden Kafkaslar’da Rusya’ya karşı, Balkanlar’daki etkisi üzerinden hem Rusya’ya, hem Almanya’ya karşı ve elbette sınır mevzilenmesi itibariyle İran’a karşı emperyal politikaların tetikçisi olmaktır. Denebilir ki BKP’nin en stratejik mızrağı TC olacaktır. Ve bu yüzden yeni oligarşik blokun, bu mızrağın emperyalist amaçlar için kullanımında asla en kütçük bir pürüz, asla en küçük bir sürtünme yaratamayacak bir otomatiklik ve organiklikle Amerikan savaş kurmaylığına, Pentagon’a ve Oval Ofis’e bağlanması gerekmektedir. Böyle bir otomatik itaat ve sadakat zemininin Türkiye egemenleri açısından dile getiriliş formülünün “stratejik ortaklık” olduğunu biliriz. Yeniden sömürgeciliğin böylesi “muz cumhuriyeti” düzeylerinin oluşturulabilmesi için TC’nin soğuk savaşa ait NATO gibi birleşik emperyalist ittifak zeminlerinden öteye çekilerek özel ittifak biçimlerine sokulması bile Amerikan karar vericilerin masalarında artık bir dosya olarak bulunmaktadır.

Bu çerçevede;

Sonuç

Şimdiki koalisyon formülleri ve siyasal atraksiyonlar hangi gündelik içerikleri taşırlarsa taşısınlar devrimciler Türkiye’nin yeni oluşmakta olan siyasal düzlemini dar bir bakışla bu gündelik veriler üzerinden değerlendirmemek zorundadırlar. Gündelik veriler ancak yeniden paylaşımın bu yeni evresine göre manalandırılabildiği sürece önümüzü aydınlatabilecek bir değer taşıyacaklardır.

Ülkesel yeniden yapılanma bölgesel ve küresel konjonktürler bazında çözümlenmelidir.

Devrim kendini önümüzdeki dönemin sorunlarına ancak böyle hazırlayabilir. Yeni paylaşımın yeni evresine göre devrimin doğru mevzilenmesi bugün bizi umutlandıran kimi gelişmelerin yarının sorunları olabileceği ihtimali göz önünde tutularak yapılmalıdır.

 

Ali Efe

27 Haziran 2015

Hakkında Ali Efe

Avatar

Check Also

RTE SEDAN’ını ARARKEN..

Sedan, III. Napolyon Bonaparte’ın tarihsel macerasını tamamladığı savaşın adıdır. Fransız burjuvazisi ve proletaryası arasındaki siyasal …