Cuma, 3 Temmuz 2020
Ana Sayfa / Arsiv / YENİDEN PAYLAŞIMIN YENİ AŞAMASI VE YENİ OLİGARŞİK BLOK (I)

YENİDEN PAYLAŞIMIN YENİ AŞAMASI VE YENİ OLİGARŞİK BLOK (I)

Seçim oldu.

Demokrasi güçleri başarı kazandı.

Egemen iktidar modelinde çöküntü meydana geldi.

Siyasal belirsizlik oluştu ve hala sürüyor. Koalisyon formüllerinden, seçim koşturmacalarına, askeri türbülanslardan savaşa kadar birçok şey masada.

Konunun bizi ilgilendiren tarafı burjuvazinin bu siyasal süreci hangi siyasal formüle vardıracağı değil belirsizlik sürecinin karakteri ve sürecin sonunun nasıl bir belirlenime varacağıdır. Devrim taktik mevzilenmesini bu vizyona göre oluşturacaktır.

Burjuva siyasetinde yaşanmakta olan siyasal belirsizlik aslında bir geçiş sürecinin içinde olunmasından kaynaklanmaktadır. Belirsizlik her geçiş döneminin tipik bir özelliğidir.

Geçiş dönemidir, çünkü emperyalizm Ortadoğu’yu şekillendirmede epeydir bir makas değişikliğine geçmiştir ve hem bölge haritasında ve hem de buna uygun olarak bölge ülkelerinde yeniden yapılandırma süreçlerine işlerlik verilmiş durumdadır.

“Yeniden yapılandırma” kavramını, dikkatli bir okurun, bu hangisi, bu kaçıncısı, diye tepkilenmesini göze alarak kullanmak zorundayız. Gerçekten de 2003 Irak işgalinden bu yana bölgesel ve ülkesel değişiklikleri açıklamada belki herkesten daha çok başvurduğumuz bu kavram önümüzdeki dönemde bir başka içerikle yeniden gelişmelere ışık tutacak bir değer kazanmaktadır.

Konu emperyalist yeniden paylaşımın küresel ve bölgesel politikalar nezdinde olan gelişmelere bağlı olarak bu gelişmelere yüklenen tanımlarla alakalıdır. Yeniden paylaşım sürecinin içindeki güç kaymaları ve yönelim değişikliklerine göre küresel pazarın ve siyasetin yapılandırılmasında da yeni aşamalar, yeni yönelimler ortaya çıkmaktadır

Son Yeniden Paylaşım Konjonktürünün Henüz Tamamlanmamış Tarihi

Bilindiği gibi sovyetik blokun çökmesinin sonrasında emperyalist yeniden yayılmacılık “tarihin sonu” perspktifine uygun olarak kendini “yeni dünya düzeni” kavramıyla açımlandırıyordu. 90’ların başında birinci Körfez krizi sırasında ve sonrasında bu kavramla konuşuyorduk. Derken Balkan krizi ertesinde yeniden paylaşımın tarafları silik bir şekilde de olsa ortaya çıkarken içine girilen yeni yüzyılı “Amerikan yüzyılı” yapmak isteyenlerin anladıkları yeni dünya düzeninin içeriği BOP olarak formüle edildi. BOP, Amerikan emperyalizminin yeniden sömürgecilik kurguları içinde Ortadoğu’ya askeri egemenliğini dayatmasını ve böylece dünyanın en önde gelen petrol ve ticaret yolları üzerindeki kontrolüyle rakiplerinin burnuna halkayı takmasını öngören bir strateji planıydı. Bu strateji planının hedefi İran ve Hazar arkası topraklardı. Bu hedefe göre görece cephe gerisi olan alanların “yeniden yapılandırılması”na geçildi: Afganistan savaşı kışkırtıldı; Irak parçalandı; Mısır, Libya ve diğer Magrip ülkelerinde soğuk savaş döneminin üçüncü dünyacı devlet sınıfları iktidarlarının yerine İslamcı yapılar geçirildi; laiklik ve sömürgecilik parantezindeki geleneksel Kemalist TC’yi ılımlı islam ve devletçi Kürt’le harmanlayarak yeniden yapılandırmanın yolu tutuldu. AKP-RTE iktidarı oluştu.

Bu sürecin sonunun kendileri için hiç de hayırlı olmayacağını bilen Almanya’nın loş gücü, giderek eski sovyetik devlet varlığını ayağa diken Rus devlet sınıfları ve burjuvazisinin askeri direnci bölge halklarının direnişiyle beslenince BOP teklemeye başladı. Amerikan mali yapısından kaynaklı 2008 küresel finans krizi karşısında Amerikan emperyalizmi vites küçültüp rakipleriyle uzlaşı arayışına yöneldi. Genelde Ortadoğu’nun kaygan zemini, özelde bütün işbirlikçiliğine karşın sünni islam toplum ve topluluklarının kaypaklıklarından bizar olan emperyalizm yeniden paylaşım çelişkilerini daha uzaklardan çözmeye yönelir gibi oldu. Asya-Pasifik dedi. Olamadı; çelişkilerin çözüm merkezine dönmek zorunda kaldı ama bu kez ardında kalan on yıl boyunca çıkardığı derslerle yeni mevzilenmesini BKP: Büyük Karadeniz Projesi olarak kodladı. Bir buçuk savaşlık potansiyeline göre Baltık’tan Balkan’lara kadar yaydığı birinci savaş hattını hybrid tarzlarla, Ortadoğu’daki gerilimi ise  “uzun savaş” doktrini altında hava saldırıları ve vekil güçler üzerinden yarım savaş kondisyonuyla yönetmeyi stratejileştirdi.

BKP ile ABD emperyalizmi yeniden paylaşımın bütün büyük “düzeltici savaş”larını bir kez daha kendi topraklarından uzak alanlara sığıştırmış oluyordu. Ukrayna merkezli savaşı, doğrudan, bugüne kadar kendisine en büyük direnci ama kendini açığa koymadan gösteren Almanya’nın sınırlarına bindirirken Ortadoğu’daki savaşı bir tür “herkesin herkesle savaşı” haline getirip hem bölgesel savaşı, gelişmelerin istediği yönde akmasını sağlayacak tarzda hem de bunu doğrudan Ortadoğu’daki savaşın bir parçası, Ortadoğu gerilimlerinin bir parçası olmaktan uzak durarak yönetmeyi esas almış oluyordu.

DC’de belirtildiği gibi ABD’nin Ortadoğu’daki başarısızlığı esas olarak kendi müthiş pragmatizminin esiri olarak daldığı bölge ilişkileriyle bölgenin bir unsuru haline gelmekle başlamıştı. Bush’tan Obama’ya geçişi sağlayan Baker planı bunu ifade etmişti. (bkz, Raporlar Savaşı, EA Demirci) ve neticede Ortadoğu denilen yer Karadeniz mevzilenmesine göre 650 km’den daha uzak bir yer de değildi. (bkz, Ukraine, Iraq and a Black Sea Strategy, Stratfor)

BKP’nin dinamik uygulaması için önümüzdeki Kasım’da yapılacak Amerikan seçimleri bekleniyor. Tıpkı gizli Müslüman, ötekileştirilmiş zenci kimliğiyle Obama üzerinden devreye sokulan Baker planı gibi bu kez de yine Demokratlar üzerinden uygulamaya sokulacak bir Cumhuriyetçi saldırı için bir aksilik olmazsa bayan Clinton’u beyaz ve kadın kimliğiyle emperyalizmin modern Jan Dark’ı kılığında ortaya çıkartmayı tasarlıyorlar.

Ukrayna’dan Lübnan’a çizilen yeni savaş hattına karşı kimin ne yapabileceği henüz ortaya çıkmış değildir. Almanya Amerika’nın da kışkırtmalarıyla derinleşmekte olan Euro alanındaki sorunlarla boğuşmaktan kurtulmanın yolunu Amerika’yla arasındaki TAPP anlaşmalarına bir rüşvet kıvamında ağırlık vererek kurtulmaya çalışıyor. Rusya bir taraftan nükleer silah envanterini yükselterek doğrudan savaşa hazırlanırken Amerika’nın Euro bölgesini dağıtarak Almanya’yı açmaza alma girdilerine karşı Yunanistan’ı mali açıdan güçlendirerek Almanya’nın direncini artırmaya çalışıyor. Suudiler ve İsrail BOP’dan BKP’ye kayışın İran’ın bölgesel yayılımına imkân sağladığı için Yemen’den Kalemun’a kadar Amerikan postalını bölgeye çekecek provokasyonlara girişiyorlar. Yetmiyor. Bu durumda BOP’a göre projelendirilmiş AKP-RTE iktidarının BKP’ye geçişle gündeme gelen tasfiyesine karşı direnişi Tel Abyad gündemine bağlı olarak bölgesel gelişmelerde yeni bir sayfanın açılma ihtimalini doğuruyor.

BKP – AKP

Aslına bakacak olursanız, BKP, TC’yi Ortadoğu’da birinci dereceden Amerikan vekâletine uygun olarak oynatmayı öngörmekteyse de AKP-RTE iktidarının Tel Abyad bahanesiyle Rojava’ya doğrudan askeri bir müdahalede bulunması BKP projesine doğrudan bir müdahale anlamına gelmektedir. Karmaşık analizler bir kenara YPG’nin Tel Abyad’ı almasında Amerikan uçaklarının eskortluğu göz önüne getirilmesi bile AKP-RTE’nin bu coğrafyadaki bir sınır ötesi operasyonunun Amerikan programına aykırılık olacağını açıkça göstermektedir: Amerika Kürtlere Tel Abyad koridorunu açmaya yardım etmiştir. Şimdi TC – eğer daha ötesine niyetlenilmiyorsa- bu koridoru Kürtlere karşı yeniden kapatmayı denemek istemektedir.

Bu karşıtlık BKP’nin “güney sınırlarındaki gelişmeler Türkiye’yi bölgeye doğrudan müdahil olmaya zorlayacaktır” (Decade Forecast, Stratfor) gibi bir mülahaza içermesine karşın Amerika tarafından hoş karşılanabilir mi? Öyle ya da böyle TC’nin sahaya girmesi proje kapsamında tölere edilir bir durum varsayılsa da ve bu tölerans payı itibariyle RTE’nin Suudilerle birlikte Suriye’ye yapılacak bir müdahale planında anlaştıkları Amerikan basınında dahi yer alacak bir gerçeklik taşısa da Tel Abyad eksenli bir müdahalenin Amerika tarafından hoş karşılanabileceğini söylemek, bugün sürdürdükleri Ortadoğu’ya uzaktan duruş tarzlarına karşın oldukça zordur, çünkü emperyalizmin –sadece ABD değil, AB’nin de- istediği bölgede bir Kürt siyasal varlığının geliştirilmesidir. BOP bunu İran’a karşı bir Türk-Kürt ittifakı çevresinde, bir Çald-İran cephesi için gerekli görüyordu. BKP ise bu konuyu Sykes-Picot’nun yarı -şimdilik Türkiye ve İran’ı dışında bırakarak- tasfiyesi ve bölge için ön görülen Kürt-Şii-Sunni entitelerin bölgesel ulus devletlerin, özellikle Irak ve Suriye’nin parçalanarak yeniden yapılandırılması bağlamında ortaya çıkarılması için gerekli görüyor. ABD, böylece Şii hilali parçalayarak Avrasya alanında kendine büyük bir ittifak alanı oluşturmayı planlıyor. Başardığı takdirde İran’ı ve Baltık ve Balkan’lardan da kuşatma altına alınmış Rusya’yı doğrudan bir savaşa gerek kalmadan teslim alabileceğini düşünüyor.

Ortadoğu’nun yeniden yapılanmasına bir Kürt siyasası çıkarmak olan ve bölgedeki sünni siyasal oluşum için Kürt’leri de arkasına alan tarzda TC’yi görevlendirmeyi düşünen ABD politikalarının AKP-RTE’nin niyetlendiği türden Türk-Kürt çatışmasına yol açacak saldırılara alan tanımasının pek imkânı yok görünmektedir.[1]

AKP-RTE, emperyalizm tarafından TC’nin geleneksel Kürt sömürgeciliğini bozmak için görevlendirilmesine karşın yaptığı Türk sömürgeciliğini islam üzerinden yeniden yapılandırmaya çalışmak oldu. Bu yönelimin AKP’nin temsil ettiği yeni Türk burjuvazisi için tarihsel bir gereklilik olduğu DC edebiyatında sürekli vurgulandı. Bu yüzden çözüm süreci AKP-RTE elinde aslında bir savaş süreci olarak geliştirildi. BOP’un stratejik mevzilenişinde yarattığı bu sürtünme AKP-RTE’nin tasfiyesi için çoktan belirleyici olmuştu. Şimdi de kendi varlık ısrarı nedeniyle yükselttiği savaş yönelimi sadece kendi tasfiye sürecini kararlılaştırmaktadır. Amerikan Dışişleri’nin terör raporu bu kararlılığın bir ifadesidir. AKP-RTE’nin tasfiye süreci bu anlamda TC yönetiminde sadece siyasal bir iktidar boşluğu doğurmakla kalmamakta aynı zamanda yapısal bir boşluk, yeniden paylaşımın yeni aşamasına göre TC egemenliğinin yeniden yapılandırılma gereğini de ortaya çıkarmaktadır.

Bu konuyu anlayabilmek için sadece siyasal analizler yeterli değildir, çünkü emperyalizm sadece yayılmacılık ve savaş siyaseti değildir. Bu Kautsky’nin algısıdır. Emperyalizmin saldırgan ve yayılmacı siyaseti onun yapısal karakterine içkindir. Bu çerçevede Türkiye’nin siyasal gerçeklerine de hakkıyla vakıf olabilmek için onun yakın geçmişinden geleceğine yapısal/iktisadi süreçlerini de gözden geçirmek gereklidir.

 

 

 

[1] Her şeyden önce böyle bir saldırının ön koşulu diyebileceğimiz şekilde yeni hükümetin oldu-olacak diye konuşulan AKP-MHP ittifakı üzerinden kurulması gereği aslında bu saldırıyı neredeyse imkânsız kılan bir durumdur, çünkü Devlet Bahçeli MHP üzerindeki hâkimiyetini tümüyle rakiplerinin Amerika tarafından tasfiyesine borçludur ve bu borcunu ırkçı faşist tabanının Kürt-Türk gerilimlerini sokağa taşımasını engelleyerek ödeye gelmiştir. Bahçeli-MHP’nin ABD’nin yol vermediği politikalara yönelmesinin esas olarak koşulu yoktur. Olursa da şimdilik fantezi kaçan şu senaryo bir kenarda tutulmalıdır: Türkiye finans kapitalinin ve siyasi temsilcilerinin yeni oligarşik bloku şekillendirmedeki yetersizlikleri aşılamadığı takdirde uluslararası finans kapitalizm adına bu görev gene ve ancak devlet sınıflarının müdahalesiyle tamamlanabilir. AKP-RTE’nin iktidar inadıyla IŞİD gericiliğini Türkiye’de bir olgu haline getirmeye yönelmesi bu müdahale için gereken koşulları yaratmaz mı? Hem AKP’nin tasfiyesi, hem oligarşik yeniden yapılanmanın dikte edici iktidarı, hem de kuzeyde tahkim edilmiş bir ateşkesin garantisinde TC’nin Suriye ve sünni alanlar üzerindeki varlığı.. Bu, öyle ya da böyle, yakın gelecekte ABD’nin oluşmasını istediği siyasal düzlemdir. Bu haliyle koalisyon formülleri, seçim ihtimalleri gibi neyin nasıl olacağı bizi çok meşgul etmemelidir. Devrimci hareket kendini bu siyasal geleceğe göre hazırlamalıdır.

Ali Efe

25 Haziran 2015

Hakkında Ali Efe

Avatar

Check Also

RTE SEDAN’ını ARARKEN..

Sedan, III. Napolyon Bonaparte’ın tarihsel macerasını tamamladığı savaşın adıdır. Fransız burjuvazisi ve proletaryası arasındaki siyasal …