Cuma, 3 Temmuz 2020
Ana Sayfa / Bakış Açısı / “TRUMP PROJESİ” VE GÜNDEMİ

“TRUMP PROJESİ” VE GÜNDEMİ

Geçen hafta yapılan Amerikan ara seçimlerinde muhalefet Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu ele geçirmesine karşın Trump seçim sonuçlarını “muhteşem” olarak nitelendirdi.

Nitelemenin abartısı kişilik yansıması olarak es geçilse bile Trump’ın bu seçimlerden gereken üstünlükle çıktığı doğrudur. Temsilciler Meclisi’ndeki kaybına karşın Senato’da üstünlüğünü koruması Trump ve Cumhuriyetçilerin 2016 Kasımı’ndan beri uyguladıkları dalgalı politikalara karşın önümüzdeki dönem politikaları açısından gereken kamuoyu desteğini aldıklarını gösteriyor.

Bu sonucu, seçilmesinin ardından neoconlar tarafından sürekli en radikal anglo siyonist politikalara doğru yönlendirilmesine, bu zeminde sürekli kadro ve politika yenilemelerine gitmesine, yol açtığı skandallar üzerinden azledilmesi ve hatta zaman zaman Rusya’ya yakın yaklaşımları nedeniyle suikast vb türü yollarla tasfiyesinin gündem olmasına karşın artık Trump’ın iktidardaki yerinin daha sağlam olacağı şeklinde yorumlamak mümkündür.

Trump’ın politikalarındaki dalgalanmaların Amerikan emperyalizminin küresel ve bölgesel zafiyetlerinin bir sonucu olduğunu gördüğümüz takdirde bütün bu dalgalanmalara karşın Trump politikalarının emperyalist yayılmacılık ve saldırganlık doğrultusunda gelişeceğini bu seçimler de göstermektedir. Temsilciler Meclisi’nde Demokratların üstünlük sağlaması Amerikan Finans kapitalinin Trump’ı daha kontrol altında tutabilmesi, örneğin Rusya’yla ilişkilerinde daha saldırgan kılması için de bir koz oluşturmaktadır. Ve zaten seçimlere Amerikan borsasının hızlı yükselme eğilimiyle verdiği tepki Amerikan finans kapitalizminin sonuçtan duyduğu memnuniyeti yansıtmaktadır.

Bir diğer taraftan, emperyalist saldırganlıklar konusunda Trump’ın bu tür kuşatmalara ihtiyacı olup olmadığını görmemiz için önümüzde uzun bir zaman olmadığını sürecin kendisi de göstermektedir.

Trump başkanlık kampanyası sırasında ve sonrasında selefinin Brzezinsky kurgulu ve Rusya’yı teslim almayı esas alan neoliberal politikalarını yerip yerine Kissinger kurgulu ve Çin’i öne alan post neoliberal bir dönemin çağrısını yapıyor olsa da Amerikan dış politikası bu her iki politikanın ara kesitini oluşturan bir çizgide ilerlemeyi esas almaktadır. Bu çizgide Trump’ın fırsatçı iş adamı politikerliğinin zaman zaman yarattığı rahatsızlığı, diyelim Rusya’ya yakınlaşan bir seyri, Amerikan finans kapitalizmi Pentagon gibi araçlar üzerinden dengeledi. Bu seçimler sonrasında ise Rus analistler, Amerikan derin devletinin bir “proje”si olarak ortaya çıkan Trump’ın bu işlevsellikte derinleşeceğini söylüyorlar (L. Krutakov, Pravda, 8 Kasım)

Bütün nüansların kesişim çizgisindeki Amerikan dış politikası bugün İran hedefine kilitlenmiş durumdadır. Aslında bu durum Pentagon’da İran dosyasının gündeme alındığı 2004’ten beri böyledir. AKP iktidarı, Irak işgali, Kürt-Türk ilişkilerinin dengesinin arkasında belirleyici olan ve bu politikalar içindeki yüzeyde görülen tutarsızlıklara bir bağlam sağlayan hep emperyalizmin İran meselesi olmuştur. Şimdi ise İran, artık doğrudan bir pratik politika konusu olarak Trump Amerikası’nın ve haliyle küresel ve bölgesel politikanın temel gündemi halindedir.

Dönemi bir “Amerikan Yüzyılı” olarak şekillendirmeyi varlığının kaçınılmaz bir ön şartı olarak gören anglo siyonist emperyalizm son dönemde gündemleştirdiği politik hamlelerle yakın geleceğin sorunlarının ne olacağını daha şimdiden bir envanter olarak önümüze koymuş durumdadır.

Amerikan emperyalizmi bugüne kadar eklektik politik tarzının yardımıyla Ortadoğu’da yol alabildi. Gelinen aşamada ise karşıtlarının dayatmaları ve kazanımları sonucunda bu tarzın sınırlarına dayanmış bulunuyor. Hem Siyonisti hem Filistinliyi; hem Şii’yi hem Sünni’yi; hem Türkü hem Kürdü kendi zeminindeki politikalara bağlayarak peşi sıra yürütme gücünde ve imkanında değil artık, Amerika. Veriler anglo siyonist emperyalizmin bugünkü koşullarda artık daha net ittifaklara ve politikalara mecbur kaldığını gösteriyor.

Örneğin Ortadoğu Nato’su olarak kodlanan Ortadoğu Stratejik İttifakı önümüzdeki yılın başında kuruluyor. Irak işgali sırasında Şiilikle ittifak arayışında olan Amerika bu ilişkide İran’a karşı kaybedince şimdi yeniden Sünni islamla ilişkilenmeyi derinleştirip kurumlaştırıyor. Sünnilik içindeki ayrımlar itibariyle de tercihi oldukça net; Suudi merkezli bir teşkilatlanma için İran’la bir şekilde ilişkilenen Katar’ı ve TC’yi bu zemine zorluyor. Bu birinci düzenleme…

İkinci olarak, Trump ABD’si, BOP’un islam alemiyle ilişkilenmede önceleri önemli bir hassasiyetle üzerinde durduğu Filistin meselesini İsrail adına “tek devletli çözüm” zeminine getirmiş durumda. Geçen Ağustosta Yahudi devletin çıkardığı Filistinlileri kendi toprağında mülteci konumuna düşüren “Ulus Devlet Yasası”ndan sonra, şimdi de Filistinlileri başka bir “vatan” aramaya mahkum kılacak “Yüzyılın Anlaşması”nın yakında ilan edileceğini siyonist medya dillendirmeye başladı. Emperyalist “Amerikan yüzyılı” tenceresine siyonist “yüzyılın anlaşması” kapağı… Emperyalist siyonist işgalciliğe karşı Filistin halkının gerçekleştirdiği “Büyük Dönüş Yürüyüşü” protestolarında ise dört ayda tümü sivil ve silahsız olan 200’ün üstünde şehadet ve 25 bin yaralı var. Bütün bunların karşısında Arap coğrafyadaki sessizliğin Washington’da yapılan Suudi İsrail görüşmelerinin bir sonucu olduğu ortadadır.

Üçüncü olarak ise Amerika’nın üç PKK önderiyle ilgili ödül koymasının gösterdiği gibi ABD emperyalizmi İran krizinin eşiğinde TC ittifakını güvencelemek adına İran sahası açısından bugüne kadar stratejik gördüğü Kürt ittifakını yeni bir kalıba dökmek ihtiyacındadır. Olasıdır ki daha evvel İran’a giriş yapan İKDP güçlerine, Halkın Mücahitleri’nin Kürt toplumu içindeki ilişkilerine yönelmeyi öne çıkartacak ve/veya Rojava’yı PKK’nin yol göstericiliğinden uzaklaşmış bir PYD üzerinden Amerikancı bir ilişkilenmeyle Başur’daki KDP’yle bağlayacak alternatif bir hattın inşasına yönelecektir. Son dönemde tırmanan PKK’ye yönelik politik sertliklere paralel olarak Rojava gündeminde ENKS’nin adının sıkça anılması bu tür gelişmelere bağlı olarak değerlendirilmelidir.

İdlib mevzilenmeleri, siyonist saldırılar, Paris buluşmasında emperyalistler arasındaki karşıt tutumlar önümüzdeki dönemin küresel ve bölgesel gerilimlerinin Trump’ın iktidarını güçlendirmesine bağlı olarak şiddetleneceğini bize gösteriyor. Ancak bu durum emperyalist sömürgecilik açısından aynı zamanda bir Aşil Topuğu’dur. Emperyalist saldırganlığın bu geniş cephesi karşısında hep ana geldiğimiz Ortadoğu devrimci çemberi artık Türkiye devrimci hareketi, Kürt özgürlük hareketi, Filistin ve şii direnişçiliği çerçevesinde bir idealizasyon olmaktan daha ötelere geliştirilebilir. Üçüncü yeniden paylaşım konjonktüründen devrimlerle çıkmanın yolu bu koşullarda mevcuttur.

Emperyalist saldırganlığın en zayıf halkasını iktisadi dağılmışlığı, politik yetmezliği itibariyle Türkiye oluşturmaktadır. Türkiye devrimci hareketi liberal politikaların iflas ettiği bugünkü koşullarda emperyalist zinciri en zayıf halkasından kırmak için yeterli nesnel koşullara sahip durumdadır. O zaman bu nesnelliğin hakkını verecek politik öznelliklere yönelmek devrimci hareketin birincil görevidir.

 

Alaz Ateş

12 Kasım 2018

Hakkında Alaz Ateş

Avatar

Check Also

OLİGARŞİNİN PROGRAMI ve DEVRİMİN PERSPEKTİFİ

Ülke yerel seçimlere doğru ilerlerken tartışmalar sınıflar mücadelesindeki krizlerinin ifadesi olarak iki eksende keskinleşiyor. Birincisi; …