Pazartesi, 10 Ağustos 2020
Ana Sayfa / Arsiv / SUNİ DENGENİN KAHREDİCİ AĞIRLIĞI, Ya da DEVRİMİN DAYANILAMAZ HAFİFLİĞİ

SUNİ DENGENİN KAHREDİCİ AĞIRLIĞI, Ya da DEVRİMİN DAYANILAMAZ HAFİFLİĞİ

Herkes aynı fikirde; Türkiye, siyasal tarihinin en derin krizlerinden birini yaşıyor.

Siyasal kriz kendini “egemen sınıfların eskisi gibi yönetemezlik” hali olarak gösteriyor.

Oysa, en azından Gezi Haziranı’ndan beridir biliyoruz ki, alt-ezilen sınıfların “eskisi gibi yönetilmek istemezlik” hali de bu kriz içinde mevcut.

Ama alt sınıfların bu siyasal eğilimi potansiyel bir konumda bulunuyor,  kendini pratik zeminde açığa vurmuyor.

Bu nedenle yaşanan krizi salt egemenlere ait bir siyasal kriz olarak değil, aslında doğrudan emekçi sınıflara ait bir “devrimci durum” hali üzerinden tartışmak daha yol gösterici olandır.

Yani reel politik olan değil tarihsel olan konuşulmalıdır.

Burası oportünizmle devrim arasındaki ayrımı verir.

Oportunist reel politik olana göre konuşur, devrimci tarihsel olana göre..

  1. Enternasyonal kocakarılarıyla Lenin arasındaki fark buydu.

Türkiye’nin geçmişinde de, bugününde de devrimle oportünizm arasındaki fark budur.

Siyasal faaliyetini seçimlerde kapacağı köşeler üzerine tasarlayan Türkiyeli oportunizm, reel politikada proletarya ve halkın ağırlığının olmayışına yakınıyor, çünkü CHP’nin eski faşistlerden kendine aday çıkartmasını eleştirmekten daha öte bir politik tavır geliştiremiyor. Bu yöneliminde bile ricacı olmaktan, yakarıcı olmaktan öteye gidecek gücü yok.

Durum ortada; Gezi sonrasında oportünist dillere pelesenk olan “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” söylemi, söyleyene değil söyletene bakmayı gerektiriyor. Söyleten sokaktaki yığınlardır ve oportünizmin ağzında bu söylem asla iradi kararlılığa doğru devrimci bir yenilenmenin işareti değildir.

Öyle olmadığı Gezi Haziranı’ndan bu yana geçen zaman içinde açığa çıkmıştır.

Her şey eskisi gibirir; statükoya göre konuşulup, statüko içinde davranılıyor.

Bu itibarla Gezi Haziranı’ndan aylar sonra ve siyasal moment “bir, iki, üç, daha fazla Gezi” yi çağırdığı koşullarda, sokaklarda devrim dolaşmıyorsa eğer, Gezi Haziran’ı üzerine yapılan “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” gevelemelerinin sadece ve sadece oportünist tükenmişliğin itirafı olduğu açıktır. 90’dan beri sürdürülen oportünist, yasalcı, statükocu tarzın Türkiye devriminin sorunlarına çare olmaktan uzak olduğunun, yerine devrimci çizgi geçirilemediği müddetçe de bu çaresizliğin süreceğinin ifadesidir.

Oportünizm, proletaryayı iktidar mücadelesinden alı koymak için vardır. Burjuvazi, proletaryanın iktidar mücadelesi ihtimaline karşı oportünizmi öldürmez; onu sendikalarda, gazete köşelerinde, vakıflarda, üniversite kürsülerinde yaşatır ama proletaryanın iktidar mücadelesinin olmadığı yerde oportünizme ihtiyaç duymaz..

Bugün Türkiye’de proletaryanın siyasal varlığı olabilecek en alt düzeydedir.  Türkiye burjuvazisinin de oportünizme ihtiyacı yoktur. O yüzden sosyal demokrasi faşistlerle, sağcılarla açık ittifaklar kurmakta hiçbir sakınca görmezken, oportünistler sadece kendi burjuva kuyrukçuluklarını açığa çıkartacağı için bu durumdan hem şikâyet etmekte hem de kendilerine verilecek birkaç seçimsel ikbal için kuyruğa girmektedirler.

Türkiye oportünizminin bu politik yetersizlik karşısında geliştirdiği yegâne taktik slogan “örgütlenme”dir.  Yasal, yarı yasal bütün oportunist yapılar aynı sloganı öne sürüyorlar.

Bu tam da oportünizme göre bir slogandır. Lenin’den beri biliriz ki örgütlenme, devrimin her günkü işidir ve devrimin her günkü faaliyetini taktik düzeyde ileri sürmek ancak oportünizmin meşrebine göredir.

Devrimcilik, örgütlenmeyi soyut ve genel bir slogan olmanın ötesine taşımaktır. Stratejinin ihtiyaçlarına göre somut mevzilenmektir. Oysa oportünizmin sloganlarında ne devrimin ihtiyaçları ne de devrimci bir stratejinin öncelikli yoğunlaşmaları bulunmaktadır.

Bu nedenle örgütlenme konusu oportünizme iki açmaz getirmektedir.

Birincisi onların dilinde, örgütlenme lafı tümüyle içeriksiz, soyut bir kendiliğinden faaliyetin günlük rutininden başkasını gündemleştirmez. Oportunizme bakacak olsak, Türkiye halkı bugüne kadar sanki örgütlenelim denilmediği için örgütsüz kalmıştır. Oysa, hele ki örgütlenme alışkanlığının en kavruk olduğu bu topraklarda solun günde bin kere tekrar ettiği duadır, örgütlenmek.. Niçin örgütlenilemediğini bilemediğiniz yerde, örgütlenme sloganı, sonu amel’le/eylemle değil amin’le biten bir kadercilik çağrısıdır.

İkincisi, oportünist örgütlenme statükonun örgütlenmesidir. Statüko onlara yer ve alan tanıdığı müddetçe mümkün olan yani devrimin değil statükonun ve burjuvazinin ihtiyaçlarına göre olan bir örgütlenmedir. Devrim proleter kalkışmayı zorlamadıkça oportünizmin örgütlenme alanları kendiliğinden kısıtlıdır.

Siyasi iktidarın iğrençliklerinden, işsizlikten, pahalılıktan, hele ki şimdi giderek derinleşen ekonomik krizden dolayı devrimi örgütlemek daha kolay olandır, iş ki devrimci irade bu zemine yönelebilmeyi başarsın.

Devrim kara yığınların hükümetleri alaşağı edecek haraketliliğidir. Bu nedenle devrimciler örgütlenme konusunu toplumun tarihsel materyalist çözümlemesi üzerine inşa ederler. Türkiyeli devrimin örgütlenme sorunu Türkiyeli halk sınıflarının özgün siyasal davranış yatkınlıklarını ve alışkanlıklarını çözümlemeyi ön gerektirir.

Yaşıyoruz; halk sınıflarının devlete biat geleneği üzerine yükselmiş Türkiye melez kapitalizminde emperyalist savaş konjonktürünün ve ara sınıf iktidarların kışkırttığı düzene karşı nefret ve tiksinti yoğunluğu bile proletaryanın kendiliğinden eylemine yol açacak bir kendiliğinden bilinç düzeyi oluşturamamaktadır. Modern toplumun kolektif aksiyoner dinamikleri, üzerlerine çöken “geçmiş kuşakların geleneklerini” parçalayıp kendilerini realize etmekte yetersiz kalmaktadır. Melez toplumu saran kadim tevekkül duygusu isyan yönelimine ket vuruyor. Tevekkül, çaresizlik ve yetersizlik karşısında dişini sıkarak zamanını bekleme sabrı değildir. Tevekkül, çözümde kendini görmeyen, çözümü kendi dışındakine bırakan, kendi dışındakinden bekleyen toplumsal bir trans halidir. Bu durumda toplumlar kendi içine çökmekte ve devlet eliyle soygunun, hırsızlığın, cinayetlerin meşrulaştığı kendi tarihsel kara deliklerine doğru emilmektedirler.

Türkiye toplumunu devrimsiz ve bir ortaçağ artığı bir ara sınıf iktidarı karşısında bile çaresiz bırakan bu durumun adı suni dengedir. Ve suni denge, bir oportünist önderin belirttiği gibi bir zamanlara ait dönemsel bir tanımlama değil, Türkiye toplumunu devrime açacak tarihsel bir belirlemedir.

Sadece örgütlenme sorunu değil, bir bütün olarak örgütlenme ve mücadele sorunu bu suni dengeyi parçalamayı esas aldığı ölçüde somuttur ve devrime aittir. Suni denge devrimsel bütün nesnellikleri içerir. Bu nesnellikleri devrimci öznellikle tamamlamayı çelişki birikimine, kendiliğindenliğe bırakanlar oportünistlerdir.

Devrimci örgütlenme, topluma çözümü gösteren “dışardaki” olmayı hedeflemektir. Devrimi örgütleme, toplumu bu trans durumundan çıkarmaya yönelmektir.  Aksi oportünizme ve statükoya ait bir tekerlemedir.

Bedri Kadir Ongan

19 Ocak 2014

Hakkında Bedri Kadir Ongan

Avatar

Check Also

RTE SEDAN’ını ARARKEN..

Sedan, III. Napolyon Bonaparte’ın tarihsel macerasını tamamladığı savaşın adıdır. Fransız burjuvazisi ve proletaryası arasındaki siyasal …