Cuma, 3 Temmuz 2020
Ana Sayfa / Arsiv / SEÇİM SONUÇLARI: DEVRİM YA DA GEVEZELİK “SOSYALİZM YA DA BARBARLIK”

SEÇİM SONUÇLARI: DEVRİM YA DA GEVEZELİK “SOSYALİZM YA DA BARBARLIK”

SEÇİM SONUÇLARI:

Devrim ya da Gevezelik

“Sosyalizm ya da Barbarlık”

30 Mart yerel seçimleri Türkiye siyasal haritası üzerinde iki siyasal aktör olduğunu belgeliyor; AKP ve BDP..

Seçim sonuçları görülüyor ki, Türkiyeli toplumsal muhalefet açısından moral bozucu değerdedir.

Sonuçların sosyolojik analizleri önümüzdeki günlerde erbabı tarafından çok yapılır.

Hemen görülebilen 2010 referandum haritasına kıyasla AKP lehine olan genişlemelerdir. Görülen odur ki, büyük kentlerin bünyelerinde ve çevrelerindeki kasaba burjuvazisi ve gerici ideolojiye açık toplum kesimleri AKP’nin etkinliği etrafında kenetlenmeye yönelmişlerdir.

Buna karşılık modern, eğitimli kentli orta sınıf ağırlığının olduğu yerlerde AKP’ye karşı derinleşme de artmış durumdadır. Bu kesimlerin yoğunlaştığı yerelliklerde AKP’nin yapısal olarak püskürtülmekte olduğunu oy oranlarındaki fark gösteriyor. Kasabalı ve kentli ideolojik ve siyasal düzeyler arasında liberal etkilere açık kesişme alanları daralmış durumdadır.

Bu ayrışma çokca söylendiği gibi ciddi bir kutuplaşmadır ve radikalleşmeyi siyaseten var olmanın ön koşulu haline getirmiştir.

Bu durum seçim sonuçlarının sosyo psişik değerini sosyolojik çözümlemesinden daha önemli kılmaktadır; toplumun kendi içine çökmesi derinleşmiştir.

Devrimci bir çıkış yolu göremeyen toplum kendi çaresizliğinin içine çökerken devrimci bir çıkış gösteremeyen muhalefet de bu çökkünleşme eğilimi tarafından emilmiştir.

Görünen o ki, bu emilme süreci kendi rutinini önümüzdeki süreçte de sürdürecektir, çünkü ortaya çıkan sonuçlara yönelik öne çıkan temel değerlendirme AKP’nin kutuplaştırma politikasının başarısı, muhalefetin bu oyuna düşmesi şeklinde yapılmaktadır.

Bu yanlıştır. Aksine AKP’nin kutuplaştırma politikasının karşıtlığı verilememiştir. Zaaf ve eksiklik buradadır.

Gezi Haziranı ve türevleri de dahil olmak üzere, AKP’ye karşı kurulan her karşı cephe sadece statükonun yeniden üretilmesini içerdi. Statükoyu doğrudan karşısına alan bir tarz ve söylem geliştirilemedi. Bayrak, şiddetsizlik, örgütsüzlük gibi statükonun meşruiyet kalıpları içine sıkışıp kalındı. Statükoya kitlenin netçe kavrayacağı bir çıplaklıkta meydan okunamadı.

Gezi Haziranı, liberal, statükocu, savunmacı bir çizgide olmamışa döndü.

Sınıf seyirci kaldı.

Aydın, modernist, burjuva.. yüzyıldır bu devletin sahipleri kimliği toplumsal muhalefete yapışıp kaldı.

Toplumsal muhalefet bu haliyle onlarca yıllık statükodan yılmış geri ve gerici ideolojinin etkisi altındaki kitlenin AKP’nin statükodan kurtarıcı olduğuna dair yanılsamasını güçlendirici oldu.

Gezi Haziranı’yla psikolojik üstünlüğü ele geçiren muhalefet, uluslararası sistemin bütün kaset teşvikine rağmen bu üstünlüğü maddi bir siyasal güç haline çevirme başarısı gösteremedi çünkü liberallerin ve sosyal demokratların statüko siyaseti zaten buna el vermezdi.

Gezi Haziranı’nda açığa çıkan kitle enerjisi statükoya karşı devrimci bir eylem hattına yerleştirilemedi, çünkü buna göre bir öncü tarz hazırlığı kafalarda zaten mevcut değildi

Sol, siyasal ikbalini liberallerin ve sosyal demokrasinin kanatları altında aradığı için Gezi Haziranı’nın psikolojik üstünlüğü yerini kasetlerin mucizesine terk ediverdi.

Sonuçta Gezi Haziranı liberallerin kendilerini var edecekleri bir rönesans esintisi olmaktan öteye geçemedi.

30 Mart seçimleri şimdi bu esintinin gerici iktidarı korkutacak bir fırtınaya dönüşme ihtimalini ortadan kaldırıyor.

Bu durumda, statükonun bütün gücünü zaten elinde tutan RTE, statükoya dokunmamayı kendine temel edinen toplumsal muhalefet karşısında ayakta kalmayı zorlansa da başardı.

30 Mart seçimleri sonrasında artık psikolojik üstünlük de, hamle insiyatifi de RTE’dedir.

Artık kendi karşıtlarının “kaçma”sını teşvik eden tehditler RTE’den gelmektedir.

Ve liberaller ve statükocu muhalefet gerçekten korkmalıdır.

Beyaz türk sözcülerin AKP/RTE’ye karşı söylemlerinde giderek ağırlık kazanan tahammül ve  sabır  ögesi gelecek günlerin siyasetinin gene bu çizgide derinleşeceğini gösteriyor.

Çünkü uluslararası sistem, RTE’ye karşı geliştirdiği muhalefetin, Türkiye siyasal hayatında maddi bir karşılığı olmadığını görünce yeniden hesaplarını modifiye edilmiş bir RTE üzerine kurmaya yönelebilir. Gezi Haziranı’ndan bu yana bir kaç kez ölümü/tasfiye ihtimalini görmüş RTE’nin de sıtmaya razı olması pek mümkündür.

Beyaz Türk sözcülerin AKP/RTE’ye karşı söylemlerinde son günlerde giderek ağırlık kazanan tahammül ve  sabır  ögesi gelecek günlerin siyasetinin bu çizgide derinleşeceğinin işaretleriydi, sanki.

RTE’nin “artık gittiği” üzerine hesaplar gözden geçirilmelidir. Bundan böyle, böyle bir gelişme, olsa olsa hastalığının depreşmesi üzerine inşa edilebilecek komplolar sayesinde olabilir, gibi görünüyor.

Ve elbette bir de kitle eyleminin sokakları tutması..

Ancak gerçek ortada; sol muhalefetin bu gücü, bu iradesi organize bir faktör olarak, ne yazık ki, mevcut değil.

Örgütlü bir kitle zorunun yokluğunda RTE, iç siyasette başkanlık, cumhurbaşkanlığı hedeflerini yenileyebilir ya da başbakanlıkta pozisyonunu koruyabilir. Ve açıktır ki, bütün bu mevzilerini her düzeyden muhalefeti iyice sindirerek güçlendirmeye niyetlidir.

Bunun meşru koşulunu bir dış savaş konjonktüründe bulma ihtimali sızıntılarla meşrulaşmış hali itibariyle bugün dünden daha fazla gözüküyor. Çünkü basında aktarıldığı kadarıyla Suriye’de savaş kışkırtıcı pozisyonlara geçilmesi uluslararası sistemin pek de bilgisi haricinde değildir.

İsrail, Körfez gericiliği ve neo-con muhalefet Filistin görüşmelerini engelleyip İran ve Suriye detantının gelişmesini durdurduktan sonra Ukrayna’da Rusya karşısındaki pozisyon kaybını yeniden bölgesel atmosferi ısıtarak telafi etmekte ciddi hazırlıklar içindeyken RTE’nin “Suriye ile savaş halindeyiz” belirlemesi bir dil sürçmesi olarak değerlendirilemez.

Hele ki, Kürt burjuvazisinin göğsünü kendisi için siper ettiğini gördükten sonra yeniden “tekçi” sömürgeci ve diktatör üslubunu yenilemesi bu perspektifin cuk oturan doğal bir bağlantısı durumundadır.

Urfayı elinde tutup Kobani üzerinden Rojava devrimini tehdit etmeye yöneleceğinin bütün işaretlerini IŞID emrine verdiği tanklar ve dışişlerindeki sızıntı üzerinden somuttur.

Kürt özgürlükçülüğünün ve halk hareketinin yerel seçimlerle artırdığı gücü RTE’ye özerklik ve radikal demokrasiyi  dayatacak düzeydedir, ancak AKP başarısını ve Gezi Haziranı’nın çözülüşünü “kutuplaşma” siyasetinde gören, IŞID tanklarında kestirmeden Esad’ı görmeye yatkın eğilimlerin varlığında radikal demokrasi perspektifinin pratikleşmesinde zorlanmalar yaşanması kaçınılmaz görünüyor.

Ama diğer taraftan, kendi coğrafyasındaki başarısının haklı çoşkusunu doya doyayaşamak dururken, Türkiyeli metropol muhalefeti acilen radikal demokrasi için örgütlenmeye yöneltemediği takdirde Kürt muhalefetinin Rojava’ya dönük olası tehditlerin yığılmasına müsaade etmiş olacağı da açıktır.

Zor bir döneme giriliyor.

30 Mart seçimleri itibariyle Öcalan’ın Kürt mücadelesi için yaptığı belirleme şimdi Kürtlerden çok Türkiye sol muhalefeti için geçerlidir.

Artık ara tarzlarla yol alma umutları geçersizdir.

Ya devrim hattında sıraya girilecektir ya da gevezelikle tükenilecektir.

Ya toplum sosyalizme yönlendirilecektir ya da sömürücü ve sömürgeci barbarlıkta kahrolacaktır.

31 Mart 2014

 

Hakkında Emir Adnan Demirci

Avatar

Check Also

RTE SEDAN’ını ARARKEN..

Sedan, III. Napolyon Bonaparte’ın tarihsel macerasını tamamladığı savaşın adıdır. Fransız burjuvazisi ve proletaryası arasındaki siyasal …