Cuma, 3 Temmuz 2020
Ana Sayfa / Arsiv / KRİZ ve DEVRİMCİ ZORLAMA

KRİZ ve DEVRİMCİ ZORLAMA

 

Referanduma çok kalmadı.

Basın her gün sonucun “hayır” çıkacağına dair haberler veriyor. 7 Haziran seçimlerinden bu yana gerici faşist iktidar terörü altındaki toplum muhalefeti böyle bir sonucun moral keyfini daha şimdiden yaşar durumda. Kürtler, kadınlar, gençler ve aydınlar iktidara karşı her gün daha cesaretli, daha katılımlı bir itiraz yükseltiyorlar.

Elbette bundan önceki seçimlerde bolca yaşandığı gibi kimi oy sahtekârlıklarıyla bu referandumda da ters bir sonucun çıkması gene mümkün.

Bu durumda, hangi sonuç çıkarsa çıksın, devrimci güçlerin, yükseliş trendine giren kitlesel moral motivasyonun bir kez daha geriye düşmesine asla müsaade etmeden toplumsal eylem ve muhalefeti olabilen en ileri devrimci demokratik mevzilere taşıma görevi şimdiden belirginleşmiştir ve bu onların siyaseten varoluşlarının gerekçesidir.

Trump sonrası emperyalist dünya dengeleri, bunların bölgeye yansımaları ve bu büyük çerçevelere göre Türk oligarşinin yeniden yapılandırılmasına yönelik vazgeçilmez programın taşıdığı ve yaratacağı çelişkiler Türkiye devrimci hareketine ve proletaryasına bu ileri atılım için gereken yeterlikte nesnelliği sağlayacaktır.

Bu hesabın sağlaması kolaydır:

Kendi içlerindeki onlarca mikro çelişme ve çatışma konusu dışında salt konjonktürel ana hatlar itibariyle konuşacak olsak bile; diyelim ki “evet” sonucunda, gerici faşist Türk diktatörlük ne Suriye ve Irak sahasındaki sünni toplumu, Amerika ve özellikle Avrupa’daki cihatçı saldırıların gösterdiği gibi, dengeleyecek bir odak olabilir, örneğin Mısır’la bir sünni ekseni oluşturabilir, ne de Rojava’da devletleşmiş Kürt varlığıyla ve de haliyle bakur Kürdüyle çatışmasız yaşayabilir ve böylece uluslararası emperyalizmin bölgede Israil’le birlikte stratejik ihtiyaç duyduğu bir Türk-Kürt hattı üzerinden İran’a cephe oluşturabilirler.. Daha önce denendiği gibi yine darbeli suikastli kısa devre çözümler gündeme gelmeyecek olursa uluslararası emperyalistlerle bölge devlet ve halklarının gerici faşist TC iktidarıyla verili çelişkileri bütün baskı ve teröre karşın emekçi, alevi, kürt, kadın, aydın ve gençlik toplum muhalefetinin yükselmesini ve patlamalara yönelmesini sürekli kışkırtacaktır.

“Hayır” çıkması koşullarında ise, toplumsal muhalefet uzun yıllardır terörü ve baskısı altında acı çektikleri bir iktidarın, bir siyasal atmosferin derhal değişmesini hırsla talep edecek ve bu değişimin beklentisine girecektir. Oysa toplum muhalefetinin en iri partisi olarak CHP, daha şimdiden bu toplumsal beklentiyi gidermek üzere ajitasyona başladı, bile. İki günde bir hükümetin ve Erdoğan’ın meşruiyetini vaz eden açıklamalar yapıyor. Bu yaklaşım, iktidar cephesinden aynı tür açıklamalarla güçlendiriliyor. Biliyorlar ki, eğer “hayır” motivasyonuyla yığınlar siyasal hayatı kendi isteklerine göre düzenlemeye kalkarlarsa bunun önünde ne AKP’nin gericiliği, ne CHP’nin devletçiliği, ne de oportünistlerin liberalizmi duramaz. Bu yüzden bu potansiyel kitle şiddetini daha doğmadan, şimdiden söndürmeye, burjuva yasallığının çerçevesine gömmeye çalışıyorlar. Kılıçdaroğlu’nun, RTE’nin ve B. Yıldırım’ın bu yollu konuşmaları belki henüz farkında olmadığımız potansiyel gücümüzün varlığı hakkında en güçlü kanıtlardır.

Ve elbette her iki sonuç düşük büyüme oranları, yabancı sermaye kaçışı, yüksek döviz kurları, kredibilitenin “çöp” düzeyine çekilmesi, yüksek işsizlik gibi büyük ekonomik sorunların çarpımıyla izlenmelidir.

Haliyle açıktır ki, Türkiye devrimci hareketi bu potansiyel birikimi devrimci tarzda açığa çıkarmayı başarırsa ülkenin yeniden ve daha devrimci Haziran’lar yaşama olasılığı oldukça yüksektir.

Burada sorun, mücadelenin bağrında geliştiği bu nesnelliklere tekabül edebilecek öznelliklere sahip olup olmadığımızda ya da bu öznellikleri geliştirip geliştiremeyeceğimizdedir.

Bugün Türkiye devrimci hareketi Gezi Haziranı sürecinde sahip olduklarından çok daha ileri örgüt ve mücadele imkânlarına sahiptir. Her şeyden evvel, Türkiye ve Kürdistan devrimleri arasında daha önceleri görece gevşek olan ilişki ve koordinasyon bugün HBDH bayrağı altında daha disipliner ve organize bir eylem ve faaliyet çizgisine kavuşmuş durumdadır. Referandum ve sonrası süreç itibariyle bu disiplin ve organizasyon düzeyinin daha da geliştirilip sıkılaştırılacağı açıktır.

Ve elbette Gezi ve arkasından gelen Kobane direnişinin Türkiye devrimci hareketinde yarattığı diriliş ve bu dirilişin Rojava devriminde DAIŞ’e karşı savaşla gelişen devrimci savaş örgüsünün, bilgi ve yeteneğinin giderek Türkiye sahasına doğru akmakta oluşu..

Bugüne kadar bu akışın çok güçlü izleri oluşturulamadıysa da belirtilmelidir ki kitle eyleminin kabarışını getiren her esinti hem devrimci savaşı da yükseltecektir hem de devrimci savaşın kitle eylemini yükseltici etkisini artıracaktır.

Gezi Haziranı’na kıyasla bugün sahip olduğumuz kendiliğinden ve çok önemli bir diğer avantaj keza Gezi başkaldırısı tecrübesine sahip olmamızdır. Elimizdeki en büyük tecrübe sistem aygıtlarının yanı sıra oportünistlerin ve liberallerin kitle eylemini pasifize etme amaç ve tarzlarına dair gözlem ve değerlendirmelerimizdir. Önümüzdeki dönemde devletçi sosyal demokrasinin, liberallerin ve düzen solcularının önümüze çıkaracağı bütün engeller bizim aşmamız içindir. Devrimin artık bu tür engellemelere karşı şerbetli olduğu, hazır olduğu varsayılmalıdır.

Konu hazır olma’ya gelince bütün düzen solcularının ağız birliği ederek birleştiği biricik konu sol güçlerin gündemdeki kaosu, çelişki ve çatışmaları proletarya ve halklar lehine çevirmeye hazır olmadığı ve açmazlar içinde boğulduğu belirlemesi oluyor. Hem de bu tür ifadeler gerici faşist iktidar bütün hatları ve imkânlarıyla bir “iç savaş” söylemi ve propagandası geliştirirken ifade edilebiliyor… Bu durumda, eğer bir fayda umuyorsak şayet, bu aciz ve yılgın solculara niçin hazırlıksız oldukları, niçin hazırlanmadıkları hemen sorulmalıdır.

Aslına bakacak olursanız AKP-RTE iktidarının bugünleri daha 2010 referandumundan beri bellidir. Ancak oportünistler ve liberaller gizli açık “yetmez ama evet”çilikleriyle statükonun havuzlarında eyleşmeyi o kadar benimsediler ki nihayetinde Gezi Haziranı olduğunda kalkışmayı kontrol altında tutmada; Kobane direnişi ve Rojava devriminin yükselişi gündeme geldiğinde RTE’nin başına bela olmasın diye “anti emperyalizm” salavatlarıyla devrimin yenilgisi için duacı olmada hemen görev aldılar.

Bilinir ki, devrimde gözü olmadığı için her aşamada devrime hazırlıksız yakalanmak oportünizmin tabiatı gereğidir. Düzenin kalıcılığı ise onun yerleşik bilincidir. Bu bilinç, üzerine yürümek için sistemin boşluklarını keşfedecek bir öngörü gücü taşımaz. Bunun yerine,  yeri zamanı geldiğinde devrime karşı sistemin bu tür boşluklarını doldurmayı anın görevi olarak belirleyen bir davranış öncülüdür.

Önderlerimiz, bir siyasetin ne olduğunu anlamamız için o siyasal yapının hataları, eksiklikleri karşısında aldığı tavra bakmamızı öğütlüyor, bizlere.

Bu öğüt itibariyle, yakın geçmişinde Gezi Haziranı, güncelinde Kobane ve Rojava devrimi gibi deneyler yüklü olan bir süreçte kimi siyasal yapıların bugün hala hazırlıksızlığı çaresizlik ve acizlik gerekçesi olarak ileri sürmeleri bize sadece onların oportünizmini, devrim kaçkınlıklarını gösterir ve kanıtlar.

Oportünistlerin ve düzen solcularının referandum sonrası konjonktürde giderek yoğunlaşacak devrim nesnellikleri karşısında yükselttikleri bu tür çaresizlik ve acizlik yaveleri birer yakınma değil, sömürücü ve sömürgeci sisteme bağlılık yeminleri, devrime ve halklara karşı sinsice yönelttikleri düşmanlık şiarıdırlar.

Gene önderlerimizin kavlince, “savaşıyorum, o halde varım” diyenlerin işiyse devrim, önümüze açılmakta olan kriz konjonktüründeki konum ve davranış, oportünistler ve düzen solcularıyla sağlanacak ortalamalar üzerinden değil proleter devrimci doğrular ve tarzlar üzerinden inşa edilmelidir.

Sistem krizini sadece proletarya ve emekçi halkların düzenden kopuşunun bir momenti olarak değil, aynı zamanda proleter devrimci siyasetin küçükburjuva ve burjuva sosyalizmlerine egemenliğinin bir momenti olarak da değerlendirmeyi başarmalıyız.

Ali Efe

24.03.17

Rojava

Hakkında Ali Efe

Avatar

Check Also

RTE SEDAN’ını ARARKEN..

Sedan, III. Napolyon Bonaparte’ın tarihsel macerasını tamamladığı savaşın adıdır. Fransız burjuvazisi ve proletaryası arasındaki siyasal …