Cuma, 3 Temmuz 2020
Ana Sayfa / 2018 / Aralık

Monthly Archives: Aralık 2018

BÖYLEDİR KÜÇÜKBURJUVANIN ÖZELEŞTİRİSİ

Amerika’nın Suriye’den çekiliyor olması Kürt liberallerinin yanı sıra Türkiyeli liberal solcuların da çok canını sıktı.

Rojava’da Kürt özgürlük hareketinin Amerika ile girdiği ileri düzeydeki ittifak ilişkileri Türkiyeli kimi sol liberaller tarafından da çok benimsendi.

2015’teki Rus müdahalesinden itibaren Amerikalılar, Kürtler çok iyi savaşıyor deyip kamyon kamyon silah indirmeye başladıkça Kürtler de Amerikalılara sürekli yeni üs noktaları vermeye, Deyr Zor gibi Amerikan stratejisine uygun hamle hedefleri belirlemeye başladılar.

Bu gelişme Türkiyeli sosyalist ortamda belli bir rahatsızlık yaratınca liberal solcu konuşmazlık edemedi; canım n’olcak, Guntanamo’yu da devrimciler korumuyor mu, dedi. Belli ki amacı, sosyalistleri bir duruma ikna etmekten çok, Kürt liberallerle daha yakın bir duruşa sol bir meşruiyet katmaktı. Yoksa sosyalist olup da kim bilmezdi ki, Guantanamo’nun devrim öncesi bir anlaşmayla Amerika’ya süresiz verildiğini, devrimin buradaki işgale Amerika’yla savaşa girmemek için katlandığını, Kübalı devrimcilerin Guantanamo’yu “Küba’nın kalbindeki hançer…”(Castro), “yasadışı işgal toprakları…” (Raul C.) olarak gördüğünü ve buna karşılık Rojava Kürt yönetiminin, savaştan sonraki varlığını da isteyip savunmakta giderek Amerikan mandacılığına doğru savruluyor olduğunu..

Nihayetinde süreç Amerika’nın bölgeden çekilmesine kadar vardı. Amerikan İmparatorluğunun parıltısını hızla yitirmekte olduğunu belki de en son Rojava’daki Kürt özgürlükçüleri gördü; değerli yazar Selahattin Erdem, o kadar nasihat ettik anlamadılar, dediğine göre… Ama “misyonu gereği” önüne uzatılan her mikrofona Amerika’sından Suudi’sine, halka zarar ittifakların gereğini uzun uzun anlatan Salih Müslim’in, en son F. Taştekin’e, bilmiyorum.. bir şey diyemem.. aslolan direniştir.. diye konuşmasından anlaşıldığı kadarıyla Rojava Kürt özgürlükçülüğü artık Kandil nasihatlerini kavramış olmalıdır.

Ama bizim liberal solcu anlamamakta hala ısrarlıdır. Amerikan çekilmesi onun sosyalistlere karşı savunu zeminini de zayıflatmış, besbelli. Devrimci temeldeki ilke ve çizgi yoksunluğunu “n’olacak ki” gibi bir liberal ilke ve çizgi zarfında gözlerden saklayacağını sanıyor. Kobane’deki kuşatmanın anti sömürgeciliği neredeyse rafa kaldıran “Ankara siyaseti”nden, Afrin’deki yetersiz savunma hattının antiemperyalizmi unutan bir Amerikan güveninden kaynaklandığını görmezden gelerek “her taraftan kuşatılınca sunulan tek desteği kabul etme”yi, Bakur’da, Başur’da bütün kuşatmaları yararak kendini var etmiş bir devrim hareketine yakıştırmaktan hiç çekinmiyor.

Türkiyeli sol sosyalist ortamın sosyal şoven havuzu içindeki bir küçük burjuva liberalin her koşulda Kürt hareketini savunuyor olmasından dolayı bu yaklaşımlarını hoş karşılayabilir miyiz? Hayır ve asla!..

Çünkü;

küçük burjuva liberalin kendi tutumunu aklamak için kullandığı referans, o deyimiyle siyasal tutumu “boş konuşma”ktan başka bir şey olmayan ve Kürt devrimine sosyal şoven mesafesini koruyan ‘solculardır. Oysa Türkiyeli sol sosyalist ortamda Kürt devrimi ve Kürt halkıyla politik ilişkilenme sadece ne bu “sol geveze” sosyal şoven inkârcılık ne de “sorun değil” diyen Amerikancı liberal yakınlık üzerinden kurulmaktadır. Bunlardan başka ve esas olarak Kürt devrimi ve Kürt özgürlükçülüğüyle enternasyonalizmi de aşkın stratejik temelde ilişkilenen, siper yoldaşlığı içinde birlikte cepheler kurarak TC’ye ve DAİŞ’e karşı savaşan, bu uğurda bedeller veren Türkiye devrimci hareketi vardır. Bu devrimciler dün Kürt liberallerin “barış”çılığına karşı Kürt devriminin yükseltmeye çalıştığı “devrimci halk savaşı”nın yanında oldukları gibi, bugün de Rojava özgürlükçülerinin Amerikan ittifakına karşı Kandil’in “nasihat”larının yanında olmaktadırlar.

Küçükburjuva liberali, her liberal gibi Amerikan çekilmesi karşısındaki hayal kırıklığını, yanlış hesabının özeleştirisini sol gevezelerin eleştirisi üzerinden vermeye kalkıyor. Türkiye’de klasik yaklaşımdır; küçükburjuva, özeleştirisini eleştirerek verir! Devrimci komünistler bu yaklaşımı, ancak içinde doğruya yönelme eğilimi varsa hoş görebilir. Yoksa ne inkârcı sol gevezelikler üzeriden küçük burjuva liberal görüşlerin aklanmasına ne de aynı zeminde ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı gibi stratejik bir meselede doğru devrimci ilkelerin liberal üstenciliğe malzeme edilmesine müsaade edilir. Leninist UKKTH ezen ulus sosyalistlerine ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakkının kayıtsız kabulünü şart koşuyorsa aynı kapsamın ezilen ulus devrimciliği üzerinden şartı da antiemperyalizm ve antisömürgeciliktir.

Gündemdeki seçimler zemininde kürt liberalle liberal solcunun CHP destekçiliğinde birleşen sınıfsal özdeşliklerinin yanı sıra, küçük burjuva liberalin antisömürgeciliği kabullenmeyen ezen ulus solculuğu bugün kendini Kürt liberallere yakınlaşma çizgisinde gösteriyorsa bu “ileri” tutumun Amerikan ittifakı koşullarında ve buna koşut olarak ortaya çıktığı gözlerden kaçmamalıdır. Türkiyeli küçük burjuva sosyalisti, eğer gerçekten Kürt devrimiyle devrimci ve enternasyonalist karakterde bir ilişkilenme içine girmek istiyorsa bunu ancak Türkiye devrimci hareketinin kurumlaştırdığı “siper yoldaşlığı” çizgisinde ve bu siper yoldaşlığının Kürt devrimiyle birlikte ulaştığı “birleşik devrim” mevzilenmesinde yapabilir.

Gerisi liberal gevezeliktir. Sol gevezelikler üzerinden aklanamaz.

Devrimci sosyalist tarihimizin ideolojik ve siyasal olarak oportünizmin işgali altındaki dönemi artık kapanmıştır. Kobane’den bu yana yeni ve birleşik devrimci bir atılımı Türkiye metropollerinde yükseltme gayretindeyiz. Amerikan imparatorluğunun Ortadoğu’daki gerilemesi ve genelde bir düşüş eğilimine girmekte oluşu bizi kasvete boğmaktansa devrim tutkularımızı ateşliyor.

Bizim kentli devrim çağrımız Kürt devriminin Bakur devrimi çağrısıyla güçleniyor.

Türkiye devriminde de artık sabahın sahibi vardır.

 

Alaz Ateş

28 Aralık 2018