Cuma, 3 Temmuz 2020
Ana Sayfa / 2013 / Kasım

Monthly Archives: Kasım 2013

TAYYİPGİLLERİN MEDENİYETİ VE BİZİM BARBARLIĞIMIZ

 

Geçtiğimiz günlerde, Ankara Belediyesi’nin ODTÜ ormanını yok ederek içinden yol geçirme planına karşı, başta öğrenci gençlik olmak üzere bütün toplum direniş ve muhalefet sergiledi. Çatışmalar ve muhalefet karşısında RTE’nin tavrı “yol medeniyettir” veczinde somutlandı.

Kafası burjuva tarihi ile doldurulmuş,  köşe sahibi kimi yazarlarımız RTE’nin sözleri üzerinden kendi muhalefetlerinin zımni bir şekilde barbarlıkla eşitlenmesinden alındılar. RTE’ye karşı muhalefetlerini, barbar olmadıklarını, medeni olduklarını kanıtlamaya çalışan bir söylemle keskinleştirmeye çalıştılar. Bu yaklaşım sol basınımızdan da olur aldı.

Oysa RTE’nin sözü tarihsel olarak doğru olandı ve aslında aktüel pratik olarak kendi konumunu ele veriyordu. Bir miktar tarih bilgisiyle RTE’nin sözlerine karşı savunu değil, kendi kimliğinin  itirafı içeriğiyle onun tarihen mahkumiyetini sergilemek mümkündü.

Tarihsel olarak “medeniyet”, Türk burjuvazisinin uyduruk aydınlanmacılığının “uygarlık”ıyla karşılanamayacak kadar içerikli bir ifadedir. Medine’den, yani anlamı itibariyle şehir, polis, kent dediğimiz tarihsel oluşumdan bu içeriğini alır. Örneğin Kürtçe’de de medeniyetin karşılığı şehristan’dır.

İnsanlık tarihinin para, yazı, devlet sacayağı üzerine oturan ilk sınıflı toplum şekillenmesidir ve ilk hücresi kent, şehirdir. Ticaret ve bina yoğunluğudur.

Medeniyet öncesinde ilkel komünal toplum şekillenmesi mevcuttur. Bu ilkel sosyalist yaşamın bilimsel adı barbarlıktır. Yalan bilmez, kandaş, eşitlikçi topluluklardır. Barbar’ın kelime karşılığı kent dışından gelendir.  Osmanlıdaki ecnebi anlamındadır. Ama tanıma amaçsız şiddet yükü medeninin yakıştırmasıdır.

Yukarıda belirttik. Medeniyetin temel özelliklerinden biri, ticaretin geliştirdiği sahtekârlığın insan sözünü değersizleştirmesi karşısında ortaya çıkan yazıdır. Barbar kitapsızdır. Barbarı yazan medenidir.

Barbarı salt yıkıcı, zalim gösteren medeni olanın bakışıdır. Burjuvanın proletaryaya, devrime, devrimciye bakışıdır.

Kapitalizme kadar tarih, hele ki Ortadoğu tarihi batan çıkan medeniyetler silsilesidir. Tarihte medeniyetler kendiliklerinden ölmezler, kendi içlerine çöküp yok olup gitmezler. Medeniyetlerin artık tarihe bir katkıları kalmadığı zaman, çürüme içine girip zenginliğin üretilip dağılımını engelledikleri, yani bildik ifadeyle üretici güçlerin gelişimini engelledikleri zaman onların mezar kazıcılığını barbarlar yapar. Öyle böyle değil, tarihsel anlatıların “tufan” dediği “kıyamet” dediği şekilde yıkar. Çürümüş, kanserleşmiş hücrenin tarih-toplum dokusundan sökülüp atılmasıdır, yaptığı. Ve yeni temiz bir medeniyetin doğuşudur. Barbar bir kavmin, medeniyete geçişidir. Bir tarih sentezidir. Bu sentez, Arap kavimlerin Pers imparatorluğunu yıkarak bedevi dinamizmli islam medeniyetini yaygınlaştırmalarıdır ya da hun-Germen akınlarının, çökkün Roma medeniyetini yıkarak modern Avrupa uluslarına yataklık edecek bir coğrafyadaki insan topluluklarına “dirimsel nefes” aldırmasıdır.

Ve görülür ki bu yaman yok edicilik aslında medeniyetin egemen sınıfı bezirganın ticaretine anti tezdir. “Bu kıyasıya “Öldürüm Endüstrisi” gelişigüzel yerde, maksatsız işlemez. Bu keskin silâhla gene açıkça ve doğrudan doğruya medeniyetin yarattığı, sonradan körlettiği ticaret münasebetleri ve yolları açılacaktır” (Kıvılcımlı, Tarih Devrim Sosyalizm)

Çökkün Grek medeniyetlerini temizleyip ticareti Hindistan’a kadar açan İskender’in Orta Yolu da, Atilla’nın “Çin’den Fransa’ya dek uzanmış, vahşet çağının Neandertaller yolu: Kuzey Yolu” da, Arap barbarların, islam adına Umman denizi  bağlamında açık ve işlek kıldıkları Güney Yolu’da bu tarihsel diyalektik üzerinden barbarların köhnemiş medeniyetler üzerindeki yıkıcılıklarına ama yeni ve taze medeniyetlerin yükselişlerine yol açan, Kıvılcımlı’nın kuramlaştırdığı şekliyle insanlık tarihinin tarihsel devrimler yoluyla tekamülünün güzergahları olurlar. Medeniyet bir anlamda bezirgan ticaretiyse, tarihsel olarak kendisine yol açması için barbarın yıkıcılığını yıkıcılığa çağıran gene medeniyettir. Özetle medeniyet ticaret yolları üzerinden gelişir ve yayılır. Yani tarihsel olarak yol, medeniyettir.

Medeniyetin yani kadim ticaret erbabının, yani bezirgânın yola ihtiyacı ticaret nedeniyledir.

Bizim yeni Türk burjuvazisi diye adlandırdığımız ve 7 bin yıllık kadim bezirganlığın günümüz uzantısı bir sınıfsal yapının organik bir üyesi ve siyasal temsilcisi olarak RTE’nin ODTÜ gerilimi ekseninde yolu savunması bu sınıfın kadim ideojisinin, kadim kültürünün kadim politikasının yani toplamda kadim ticaret güdüleri nedeniyledir.

RTE için medeniyet ticarettir. ODTÜ yolunun bir ucuna bir AVM, diğerine başka bir AVM dikecekleri artık biliniyor.

Bu yüzden tarih cahili liberal küçük burjuvaların, medeniyetten insanlık refahını anlayıp RTE’nin sözlerine alınganlık göstermelerine hiç mi hiç gerek yoktur. Aksine kendi tarihsel kimliğini ele veren bu şifreler üzerinden onun ve ona karşı kendi duruşlarının sorgulamasını yapmaları gereklidir. Tabi bunun için ön koşul batı prizmalı tarih-toplum bakışını terk etmeleri, yaşadıkları coğrafyaya ait geçerli paradigmalar edinmeleridir.

Bu paradigmalar eşliğinde bizim tarihsel şifremiz, tarihsel devrimlerle çökkün, yozlaşmış bu ticaret topluluğunu, bezirganlar saltanatını yıkmak için tarih sahnesinde yer alan barbarların yerini almaktır., Kadim tarihte barbarların temsil ettiği eşitlikçi, komünal, yalansız ve toplumsal yabancılaşmayı tanımayan bir savaşçılık düzeyini günümüz toplumuna taşımaktır, yani RTE iktidarına, devrim ve sosyalizm için saldırmaktır.

Barbarlıktan alınmak değil, tıpkı Kavafis’nin şiirinde söylediği gibi toplumun barbarları beklediğini bilerek mücadele etmektir.

02 Kasım 2013